--spoiler--
Bir gece yarısı filmi olan La Belle Personne bizi niçin bu kadar etkiledi?
Yalnızca benim için mi geçerli bilmiyorum, bu film, ilk dakikalarından itibaren beni aldı ve kendi hikayesini benim hikayemin üzerine yazdı. Karakterlerle, düşüncelerle ve tüm sembollerle yaşantımı örtüştürdü. Filmin ardından dalga dalga etkilemeye devam eden şey, filmin genel portresinden ziyade filmdeki ara formlardı bana göre. Hatta genel bir bakışla yorumlayacak olursam filmin hikayesinin gayet bayat olduğunu söyleyebilirim. Ama nüanslarla; gerek şarkılarla, gerek karakterlerin fiziksel özellikleriyle filmden geriye iç gıcıklayan hisler kaldı bize.Christophe Honoré anladığımız kadarıyla içe dokunmanın sırrını çözebilmiş bir yönetmen. Aynı zamanda Louis Garrel'in efsununun da farkında. Les Chansons d'Amour, Les Biens Aimés, Dans Paris ve benzerleri. Bu adamdan da ayrıca bahsetmek istiyorum.
Biri çıkıp bana bu dünya güzelinin ne derdi olduğunu söylesin. Bakışlarında en az bir yüzyıl yatıyor adamın. Oynadığı her rol bu adam sayesinde ete kemiğe bürünüp nüfusa ekleniyor. Les Chansons d'Amour'la sesinin güzelliğinin farkına vardık, The Dreamers'ta cömertçe vücudunu sunuşunu izledik, La Belle Personne'da ise onun da bir şeyleri umursayabileceğini ve dahası aşık olabileceğini görmüş olduk. İşte bu konuda, çatışmaları çok net hissettim. La Belle Personne'daki ani değişimi bana biraz pürüzlü hissettirdi. Bu denli havadarlık ve umarsızlığın ardından kendisini sadakat sözü verirken görmek etkilese bile pek de inandırıcı olmadı.
Yine de, filmin temelini oluşturan ve Fransızlığın aziz getirilerinden olan nötrlük, duruluk ve sınırlı taşkınlığın perdeye yansımasında Louis Garrel'in büyük etkisi olduğu ortada.
Duruluktan bahsetmiştim...
Léa Seydoux ve bedenlenmiş melankoli. Louis Garrel'in manik-depresif olduğunu varsayalım; bu halde depresif döneminin en güzel aşığı Léa Seydoux, manik dönemininki ise Eva Green olurdu. (The Dreamers)
Karakterinin derin duyguları La Belle Personne'un iskeletini oluşturuyor. Rahatsızlığı, yarım kalmışlığı ve mutsuzluğu filmle beraber Junie'den uzun bir süreliğine ödünç alıyoruz.
Bu filmde çıplaklığının ilk partına şahit olduğumuz Léa Seydoux'un ilerleyen partlarını merak edenler ise La Vie d'Adèle'i seyredebilir.
Filmin ardından içinize dolan buhranı körüklemek için soundtrack'i loop'a almak yetiyor. Bir şekilde insanın kendini sorgulamasına sebep olacağından ve yaşattığı melankolinin ilginç bir haz bırakacağından eminim.